Gökçe Bahadır Röportajı

  • 12 Şubat 2017
  • 520 kez görüntülendi.
Gökçe Bahadır Röportajı

Gökçe Bahadır: Aşk iniş ve çıkışları olan zor bir duygu

Başarılı oyuncu Gökçe Bahadır Hürriyet Gazetesi Kelebek ekine çarpıcı açıklamalarda bulundu.


GÖKÇE BAHADIR RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ


Yeni diziniz ‘Adı Efsane’de Bahar Öğretmen karakterini canlandırıyorsunuz. Bu hafta birçok öğretmenin ihraç haberini aldık. Bunları duymak size ne hissettiriyor?
– Bu dönemde öğretmenlerin işi zor. Çok büyük emekler vererek bir yerlere geliyorlar. Ne yazık ki bazen karşılığını bulamayabiliyorlar. Dilerim bu işi emeğiyle yapan herkes hakettiği yeri bulsun.
Peki günümüzde öğretmen olmak ister miydiniz?
– Ben küçükken de “öğretmen olamam” derdim. Bir şeyleri iyi biliyor olmak, iyi anlatmak anlamına gelmiyor. O başka bir yetenek. Özveri, sabır, fedakârlık gerektiriyor. Bu anlamda işini hakkıyla yapan bütün öğretmenlerimize çok saygı duyuyorum. Karakteri canlandırırken, öğretmen olarak otorite kurmanın, öğrencilerin sana saygı duymalarını sağlamanın ama aynı zamanda onlarla iyi iletişim kurmanın ne kadar zor olduğunu bir kere daha anladım.
Dizide isyankar gençlerin arasındasınız. Günümüz gençlerini nasıl görüyorsunuz?
– Her sınıftan gencin isyanı farklı. Şimdi bakıp kendi gençlik dönemlerimi düşününce bizim zamanlarımızın daha kolay ve basit olduğunu görüyorum.

Siz de yaşlı değilsiniz. Bu kadar kısa sürede ne değişti?
– Artık sosyal medya ve sınıf farklılıkları gençliği çok zorluyor. Özellikle sosyal medyadaki paylaşımlar inanılmaz bir rekabet ortamı yaratıyor ve başka dünyalara tanık olunmasına sebep oluyor. Bu kendi dünyamızı beğenmememizi ve mutsuzluğu getiriyor. Oysa bizler eskiden mutluyduk. Kendi dünyamızdaydık.
Bahar öğretmen ön yargılı bir karakter… Artık toplumca ön yargılı mıyız?
– Bizim özümüzde her zaman ön yargı vardı, sadece bu durum giderek daha arttı.
Neden?
– Saygı, özveri, tahammülümüz azaldı. Azalanlarla birlikte artanlar; korku, ön yargı, saygısızlık ve sevgisizlik oldu. Ben bu durumlar içinde kendime korumacı bir tavır oluşturuyorum.
Sizin bu kontrollü duruşunuz sebebi de bu mu?
– Onun sebebi küçük yaştan beri çalışmak sanırım. İnsanın sadece kendi kendini en iyi şekilde koruyabileceğine inanıyorum ve hep kafamdaki ses ‘Kendini koru’ diyor.
‘Sen değişirsin, dünya değişir’
Çok küçük yaştan beri ekrandasınız. O genç yaşta şatafatlı bir hayatın içine düşmek ne hissettirdi?
– Farkında bile değildim. ‘Hayat Bilgisi’nde formayla bir öğrenciyi oynuyordum, okulumu devam ettiriyor gibiydim. Öncesinde de sakin bir hayatım vardı. Aileme hep bağlıydım. Uzun yıllar zaten onlarla yaşadım. İlk tanınmaya başladığım zaman yaptığım en uç şeyi anlatayım sana; bir pazar anneme dedim ki, “Hadi seninle Bağdat Caddesi’ne yürümeye çıkalım”. Çıktık, ikimiz ayrı böbürlenerek yürüdük. Çocukluk işte… (Gülüyor)
Genelde oyuncular ‘yırtma’ hayaliyle bu işe başlıyor. Siz?
– Benim hiç öyle bir hayalim olmadı. Bu engel olamadığım bir dürtüydü. Hesapsız şekilde beni içine çekti. Sahnede olmam gerektiğini hissediyordum. Girişken olmanın da çok faydasını gördüm. Radyo programcılığı, sunuculuk derken setlere gittim ve kamera önünde olmam gerektiğini hissettim.

Ekrandaki yeni nesil oyunculardandan kendinizi farklılaştırmak için ne yapıyorsunuz?
– Ne olursa olsun kopmamaya, yenilenerek işimi en iyi şekilde devam ettirmeye çalışıyorum. Mesleğimi her zaman önemseyen kişi olarak kalmaya, enerjimi son damlasına kullanmaya, oynadığım sahne neyse en iyisini yapmaya çalışmaya, detaycılığımı kaybetmemeye, arkasında durabileceğim işler yapmaya çabalıyorum. Sektörde zorlu bir yarış var ama ben kendimi bir yarışın içinde hissetmeden ilerliyorum. Çünkü artık iyi şeyler kıymetini yitirmeye başladı. Garip bir denge oluştu. Bunların içine girmeden kendi dünyamda kalmak istiyorum.
Yıllardır sektördesiniz ama iç dünyanıza dair neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz…
– Bunu anlatmak zor. Karşımdaki insana göre ruhsal durumum değişebiliyor. Aileme ve yakın arkadaşlarıma çok gülüyorum. Aynı zamanda duygusalım. Başarı öykülerinden çok etkileniyorum.
Nelerle derdiniz var?
– Sevmediğim bir yönüm ama kendimle derdim var. Sürekli nasıl daha iyi olur, ne yapabilirim diye düşünüyorum. Bu da hayatı zorlaştıran bir şey. Eskiden beni negatif etkilerdi. Yıllar içinde bunu yönetmeyi öğrendim ve artık pozitif etkiliyor.
Ülkeyle ilgili neler canınızı sıkıyor?
– Umudumu hiç kaybetmiyorum. Çünkü yaşadığım şehri ve ülkeyi seviyorum. Bazen bir şeyleri değiştirmenin derdine düşüyorum. ‘Sen değişirsin dünya değişir’ kafasıyla ilerliyorum…

KALÇALARIMDA ESTETIK YOK
Yaprak Dökümü’ndeki halinizden eser yok. Ne oldu da bu kadar güzelleştiniz?

– Hadi canım (gülüyor)! Yaptırdığım özel bir şey yok. Bu küçük yaşlardan beri ekranda olmanın dezavantajı herhalde. Herkes benim büyümeme adım adım şahit oldu. Tabii yıllar içinde yaşadıkların yüzüme, vücuduma yansıdı. Gençken ‘bana bir şey olmaz’ diye düşünürken insan yaş aldıkça daha çok kendine bakıyor. Spor yapıyor… Bütün kadınların 10 sene önceki fotoğraflarına bak, bence çoğu şimdi daha güzel.
Google’da isminizi aradığımda ‘Gökçe Bahadır kalçalar’ diye bir bölüm çıkıyor… Jennifer Lopez’le kıyaslanıyorsunuz… Kalçalarınızda estetik var mı?
– Yok şimdilik sporla idare ediyorum (Gülüyor).
Seksi bulunmakla derdi olan oyunculardan mısınız?
– Öyle bir derdim yok. Yaptığım sporun da, diyetinde bakımın da tek bir nedeni var; o da kendimi iyi hissetmek için.

3 MADDEDE GÖKÇE’NİN HİKAYESİ
– Çekirdek bir ailem var. Bir dönem küçük bir restoranımız vardı. Annem yemek işiyle uğraşıyordu. Babam serbest ticaret yapıyordu. Şimdi ikisi de emekli.
– Anadolu yakasında doğdum büyüdüm. Orada yaşamak steril ve sakindir. En büyük keyfim, hafta sonu Bağdat Caddesi’ne çıkıp arkadaşlarımla yemek yiyip kahve içmek ve sinemaya gitmek.
– Tek çocuğum. Öyle olmak da zordu. İlk oyunculuğa başladığım zamanlar babam endişeyle yaklaştı. Ama benim inadımı kıramadı. Hep iyi her şeyin iyi olacağını biliyordum.

AŞK İNİŞ VE ÇIKIŞLARI OLAN ZOR BİR DUYGU
Gökçe Bahadır ekranda pek çok farklı statüden aşık kadını canlandırdı. Aşkı çözdünüz mü diye soruyorum: “Kim çözmüş ben çözeyim” diyor ve ekliyor: “Aşk güzel aynı zamanda da zor. Gün gelir her şey toz pembedir, gün gelir seni duvara çarpar. Aşk iniş ve çıkışları olan zor bir duygu”. Konuyu bir süredir birlikte olduğu turizmci sevgilisi Efe Duru’ya getiriyorum. İlişkilerinin çok güzel gittiğini söylüyor. Sevgililer günü için henüz plan yapmamışlar. Ama buradan Duru’ya bir gönderme yapmadan sohbeti sonlandırmıyor: “Ondan bir sürpriz bekliyorum artık”.
SÖYLEŞININ PERDE ARKASI
– Nişantaşı Sofa Hotel’de özel ayrılan odada buluşuyoruz. Üzerinde kırmızı bir tulum var. Hava karanlık ve odanın ışıkları loş. Ortadaki büyük koltuğun bir yanına ben, diğer yanına o kuruluyor.
– Ekrandaki mesafeli kadını görmeyi beklerken o, pür neşe ‘Hazırım’ diyor. Hatta tahminlerimin aksine konuşurken biraz hiperaktif.
– Bayağı değişmiş. ‘Hayat Bilgisi’ dizisindeki kız yok artık. Yaş aldıkça güzelleşmiş… Büyük camlardan karşıdaki alışveriş merkezinin renkli ışıkları yüzüne vuruyor. Gözleri, dudakları, bütün yüz hattı adeta kalemle çizilmiş gibi… Dayanamayıp “Ne yaptırdın kendine?” diye soruyorum. “Hiçbir şey” diyor. İçecek olarak eline bir şişe su alıyor ve İstanbul Bağdat Caddesi’nde başlayan hikayesini anlatıyor. Söyleşinin sonunda, sevgilisi Efe Duru sürpriz yapıp yanımıza geliyor. İkisinin de birbirlerine bakarken gözleri parlıyor…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ