Ayça Varlıer Röportajı

  • 15 Ocak 2017
  • 422 kez görüntülendi.
Ayça Varlıer Röportajı

Başarılı oyuncu ve tiyatrocu olan Ayça Varlıer gerek kendisi gerekse Türkiye gündemi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.İşte ABD’de Hartt School of Music’te müzikal tiyatro ve Harvard Üniversitesi ve Moscow Art Theatre School ile beraber yaptığı master programında oyunculuk eğitimi almış. Tiyatro, sinema, dizi oyunculuğu ve şarkıcılık gibi pek çok mecrada yeteneklerini sergileyen sanatçının Sabah Gazetesine verdiği demeçler:


 

AYÇA VARLIER RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ


Şarkıcılık yapmanız, oyunculuğunuzun önüne geçer mi?

İkisi de birbirini beslediği için benim hiç öyle bir korkum yok. Yurt dışında oyuncuların yüzde 90’ı albüm çıkaracak seviyede çok iyi şarkıcıdır. Çünkü öyle bir eğitim alınıyor ama Türkiye’de böyle değil. Burada hâlâ müzik kulağı olmayan, vücudunu kullanamayan birçok oyuncu var.

OKULA SANATÇI OLMAK İÇİN GİDİLİR

‘Tiyatroda para yok, nasılsa şöhreti de elde ettik; artık yoluma televizyonla devam edeyim’ demediniz mi?

Şöhret olmak için oyunculuk yapmıyorum. Lisede Amerika’ya gittiğimde; “Ben konservatuvar okuyacağım ve sahnede olmak istiyorum” dedim. Tabii ki sinema ya da televizyon olur ama bunların hiçbir zaman şöhret olmak için yapılması gerektiğini öğrenmedik. Şöhret olmak için okula gidilmez, sanatçı olmak için okula gidilir! Şöhret, sanatçılığın getirisidir.

Özellikle tiyatro kökenli oyuncular, televizyon dizilerini sadece para için yapılabilecek bir iş olarak görüyorlar.

Ben dizileri asla küçümsemiyorum, . Çünkü tiyatro oyunculuğu da, televizyon oyunculuğu da birbirini besler.

Bir röportajınızda “Hayattan besleniyorum” demişsiniz. Yaşadığımız olumsuz olaylardan sonra da aynı cevabı verebilirmisiniz?

Evet, her zaman hayattan beslenen bir insan oldum. Hakikaten çok küçük şeylerle mutlu olmayı biliyorum. Zaten bunu diyemezsek hayata karşı pes etmiş oluruz. Umut her zaman olmalı… Bazen umudumuzu yitirdiğimiz günler oluyor ama insan yaradılışı gereği her zaman kendisini mücadelenin içinde bulur. Mücadele etmek derken, bir hedef uğruna yola çıkmak da diyebiliriz. Bu bende sanatla oluyor. Zaten işim, yaşam biçimim. Üretmek, tiyatroyla iç içe olmak… Dizilerde oynamayı da sadece para için değil, tamamıyla oyunculuk anlamında kendimi geliştirebileceğim bir yer olarak görüyorum.

Amerika ve Rusya’da eğitim gördünüz. Bu durum biraz da maddi imkanların iyi olmasıyla ilgili. Ailenizin ekonomik durumundandolayı şanslı mıydınız?

Aileden şanslıydım ama o imkanları kendim de yarattım. Bir döneme kadar ailemden yardım almak zorundaydım ama bende böyle bir yetenek görmeseler destek olmazlardı. Allah’ıma çok şükür, çok iyi anne ve babadan dünyaya gelmişim ama yurt dışındayken burs kazandım, çalıştım. Hatta okul yıllarında çalışıp arabamı kendim aldım.

‘Leyla’nın Evi’ oyunu ile yedi senedir kesintisiz sahnedesiniz. Pek çok farklı coğrafyada sahneye çıktınız ama sizi en çok şaşırtan yer neresi oldu?

Şaşırtan demeyelim ama son senelerde oyunumuzu izlemeye gelen seyirciler, hayatlarında hiç tiyatroya gitmemiş kişiler. Tiyatroya, daha önce tanımamış insanları çekebiliyorsak başarmışız demektir.

Diğer yandan da ‘Fosforlu Cevriye’de başarılı bir performans sergiliyorsunuz…

‘Fosforlu Cevriye’ çok doğru bir proje oldu. Çünkü Türk halkının bilmediği bir karakter değil. Suat Derviş gibi çok önemli bir yazardan çıkmış. Çünkü kendisi insan hakları ve kadın hakları savunucusudur. Maalesef terörün ve ötekileştirmenin getirilerinden dolayı tüm dünya olarak çok karanlık bir döneme gidiyoruz. Bu oyunda ise tam tersine bir birleştiricilik hikayesi var. Rum’u, Ermeni’si, Yahudi’si, Kürt’ü, Laz’ı fark etmiyor ve İstanbul sokakları bir sembol olarak işleniyor. Bu insanların birlikte hayat mücadelesi verdiği bir dönemdeki buruk bir aşk hikayesi anlatılıyor.

SAHNEDE KEŞFEDİLDİM

Türkiye’de bugünkü şartları yaşayacağınızı tahmin etseydinizAmerika’dan döner miydiniz?

Her halükarda dönerdim, çünkü Amerika ve Avrupa da aynı şeyleri yaşıyor. Sonuçta Amerika’da 11 Eylül olayları olduğu için Türkiye’ye döndüm. Her gün karanlık olaylarla güne başlamak umudu kaybettiriyor ama umudumuzu kaybetmemek için sürekli Allah’a dua ediyorum.

İlerisi için planlarınız neler?

Yurt dışına açılmak istiyorum. Türkiye’de yapabildiklerimi orada da yapmak istiyorum. Şimdilerde ise tiyatroya ve konserlerime yükleniyorum. Belki bir single çıkarabilirim.

Umarım bir gün sinema ya da tiyatro alanında dünyaya açılmayı biz de başarırız…

Tabii ki başaracağız, artık dünya çok küçük. Artık bir yerden bir yere gitmek çok kolay. Dijital çağda olmamızın tabii ki dezavantajları var ama bunları avantaja çevirip adımlarımızı daha ileri atabiliriz. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.

Belki de birçok konservatuvarlı şu sorunun cevabını merak ediyordur: Sadece tiyatro yaparak hayatınızı idame ettirebilirmisiniz?

Bir olay olduğu zaman domino taşı gibi bütün sektörler etkilenir. Bombaların patladığı, terörün artık şehre indiği ve bizi çok etkilediği bir dönemdeyiz. Geçen sezon çok zordu çünkü insanlar kapalı ortamlara gitmek istemiyordu ama şu an öyle bir şey yok, insanlar hayatlarına devam etmek istiyor. Terörden korkmamamız gerektiğini anlamış bulunuyoruz. O yüzden salonlarımız tekrar dopdolu oldu, geçen senelerden daha cesur bir seyirci görüyorum. Teklifler var ama şu an dizi yapmıyorum ve tiyatrodan kazandığımla hayatımı idame ettirebiliyorum. Zaten bu kademeye hep tiyatroyla geldim. TV kanalı yöneticileri, yapımcılar ve yönetmenler olsun; beni sahnede izledikten sonra bir projeye davet ettiler. Sahne vitrindir, kısacası sahnede keşfedildim diyebilirim ama normali de budur.

AŞKTA STRATEJİ OLMAZ

Bu sezon iki tiyatro oyununuz var. Konserleriniz de devam ediyor, tabii bir de bunların yanı sıra özel hayatınız da var. Bu yoğunlukta özel hayatınıza vakit ayırabiliyor musunuz?

Birçok tiyatro ayda dört oyun yapıyor ama bu bizim için az, çünkü biz 15-16 oyun sahneliyoruz ve turneye gidiyoruz. Diğer yandan dizi çekimleri var, spor var, evimi de taşıdım ama böyle yoğunluğa ben hazırlıklıydım. Geçen sene aşk yoktu, bu sene de belli olmaz. (Gülüyor)

Özel hayatınızla ilgili stratejileriniz var mı?

Aşkta strateji olmaz, asla! Kariyerin stratejisi olur, duyguların olmaz. Tabii ki özel hayatımı da beslemek zorundayım ki diğer yandan da normal bir insan gibi yaşayabileyim.

KÜRK GİYMEK RÜKÜŞLÜK

Siz ciddi bir hayvanseversiniz ve hayvan hakları üzerine de önemli girişimleriniz var.
Bu konuda bağışlar yapıp konserler veriyorum. Özge Özder ve Aslı Tandoğan gibi sanatçılardan kurulan Bana Göz Kulak Ol Derneği ile gitgide farkındalık artmaya başladı.

Kürk giyen eleştiriliyor ama üreticilere yönelik protestolar da yok mu?

Kürk, moda sektörüne hizmet ediyor ve biz bununla savaşamayız; sadece insanları bilinçlendirebiliriz. Kürk tamamen zevk için yapılıyor. Kürklerin yumuşak olmasının sebebi; hayvanların demir kafeslerin içerisinde günlerce aç bırakılıp derilerinin canlı canlı soyularak alınması. Buna rağmen kürk giyerek rüküşlük gösterisi yapıyorlar.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ